| |
1970'LER...
"70'li yılları çok seviyorum". O zamanlarda yaşamak istermiş.
Nereden mi geldik bu konuya? Takılardan... "Ben
takı, mücevher sevmiyorum". Gerçekten de ne bir yüzük, ne kolye
ne de küpe. Üzerinde hiç bir takı/mücevher yoktu. Bunu
söyledikten hemen sonra . "Ben 1970'lerde yaşamak isterdim"
dedi. E ben yaşamıştım 1970'leri. Hem de 18-20 yaşlarım o
yıllara denk gelmişti. İyi de yaşamıştım- sanırım. Şimdi, 2010
yılında 20 yaşında bir kız, bana '70'lerde yaşamaya can
attığını anlatıyordu... Şöyle bir tarttım. Onu hayalimde alıp 40
yıl önceye, o zaman dolaştığım çevrelere koydum. "70'li
yılların" insanları ile gerçekten de bir uyum içinde olduğunu
farkettim
"O zamanlara ait filmleri seyrediyor musun?" diye sordum. Tabi
seyrediyordu! "Belki de seyretmemiş olduğun bir film adı
söylüyorum: 'Blow Up'. Internetten bakıversene."
"Seyretmemiştim!"... Gözleri parlayarak Google'a yazdı. "Aa çok
güzel, Türkçe adı 'Cinayeti Gördüm' müş... Mutlaka seyrederim".
Öykü Julio Cortazar'ın, filmin yönetmeni Michelangelo Antonioni.
[IMDb
için Tıklayın]
Orada uzun uzun konuşamadık, çıkmam gerekiyordu. 1966 yapımı
filmi ben, sanırım 70 veya 71'de 18, 19 yaşındayken
seyretmiştim. Film bende dehşetli bir imgelem birikimi
yaratmıştı. Yıllar boyunca, o, "agrandizör"de büyüttüğü
fotoğrafta yeni yeni ipuçları yakaladığını düşünen genç
fotografçıyı düşündüm durdum.
Hayatımız böyle bir deneyim değil miydi aslında? Gerçek, tam
yakaladığımızı sandığımız bir anda elimizden kayıp gidiyor ve
yerini sanrılar, hayaller, kuşkular, yeni sorular,
belirsizlikler almıyor muydu?
2010 yılının 20 yaşındaki su gibi duru, "takısız", makyajsız
genç kızıyla beni bir ortak heyecanda buluşturan 1970'leri bir
kere daha sımsıcak bir sevgi kabarması yaşayarak hatırladım -
andım.
"Artık herkes çok tembel. Bugünün insanları düşünmeyi sevmiyor.
Tuşa basmaya bile üşenen, okumayan, düşünmeyen bir insan
kalabalığı var etrafımda". Siyah, upuzun saçları ile doğanın
kucağında büyümüş bir kızılderiliyi andıran sohbet arkadaşım,
gözlerinde gençlik ateşi, kalbinde o bilmediği ve yaşamadığı
'70'lere beslediği kocaman sevgisi ile bana bunları
anlatıyordu.... 1968 yılında elinde tuttuğu domatesi sallayarak
konuşan bir hocamı hatırladım birdenbire: "Bu domatesin
kıymetini bilin. Çok kısa bir zaman sonra bu tadın kaybolduğunu,
saman gibi bir taklidin bu muhteşem doğa harikasının yerine size
yutturulduğunu göreceksiniz"...
Domates için gerçekleşen kehanet, galiba "insan" için de
geçerliydi!
Vedalaştık. Bana ikram ettiği içi çikolatalı bisküviyi ağzıma
attım ve suratıma yayılan bir gülümsemeyle merdivenleri çıkmaya
başladım-2010 yılının Aralık ayının 24üncü gününde apansız
kendimi 1970'lerde buluvermiştim.
Bugün Noel değil mi bu arada?**
Levent Resul
___
* Alıntı The Beatles'ın "Yellow Submarine" 33'lük
(Soundtrack) Albüm kapağından.
**24 Aralık Noel Arefesi. 25 Aralık ise Noel. |
|
|